Ohh, ne güzel oldu.
Ne harika bir gündü bugün.
Benim bir DANA'm var. Hayal kırıklığı yaşıyorum, aşk acısı çekiyorum demiştim ya, işte bunun müsebbibi arkadaş bu DANA.
Bugün pazar, evde oturmuş keyif yapıyorum, birazdan da banyoya gireceğim. Zır, telefon çaldı, arayan o. İşi düştü tabi yoksa niye arasın? Kurstaymış, (işyerimiz) bana ihtiyaçları varmış, hemen gelebilirmiymişim?
Bak seen, dün yardım teklifimi kabul etme, bugün mecbur kalınca çağır. Oldu, gözlerim doldu. Dedim içimden de mecburen gittim tabi, iş ikimizin işi, kötü giderse ikimiz de tepetaklak yuvarlanırız.
Allah'ım giderken korku içindeydim ne yalan söyleyeyim, benden başkasının çözemeyeceği bir iş, ama ya ben de çözemezsem, ya sorun çıkarsa, seyret ondan sonra sen bu DANA'nın hallerini. Ukalalıkta zirvelerde dolaşan bu adam artık 50 değil 100 sene söyler durur, başıma kakar bunu.
Ama güzel Allah'ım beni ne çok seviyormuş ki işi çözdüm. Üstelik bunun verdiği özgüvenle ne zamandır söylemek istediğim, fakat cesaret edemediğim şeyi söyleyip çektim restimi.
Bu DANA, beni bir kadınla aldattı, hem de işyerimizdeki sekreterle, hem de kendinden 19 yaş küçük bir çingene dönmesiyle.
Ha bugün ha yarın nasıl olsa bitecek bu çingene de gidecek diye mecburen dayandım. Fakat artık burama kadar geldi ve bugün çektim işte resti. "Ya ben ya o dedim", iyi mi? Zaten artık arada bir gidiyorum işe, çoğunlukla evden hallediyorum işlerimi. Ne gideceğim ki, her gün yaşanan kepazeliği görmek için mi?
Yok canım, yok artık, bir yere kadar.
Bi de gelmiş bana, "sensiz olmaz burası, nereye gidecekmişsin, sana bitecek demedim mi?" diyor hâlâ utanmadan.
Görürsün sen bakalım, gidiyor muyum gitmiyor muyum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder